Frida Kahlo Sözleri

Ama sevgilim, bir daha gelseydim dünyaya yine seni severdim… Canlı canlı çürüyeceğimi bilerek!

Kurbağa sevgilim, Diego’m… Bana dünyanın en büyük acısını yaşattın sen. Gün be gün öldüm seni sevmeye başladığım ilk andan itibaren.

Senin çirkin olduğunu söyleyen annemden nefret ettim. Sana benim gibi bakamayan herkesten. Senin güzelliğini görememelerini anlayamadım hiç…

Bir tek senin çocuğunu doğurmak istedim. Ah Diego’m.. Bu paramparça rahmimden nefret ettim, bebeğimizi tutamayınca. Söküp atmak istedim rahmimi. Sana çocuk doğurmayı beceremeyen bir organı taşımak yük oldu bana.

Her defasında körkütük aşık olarak, sana döndüm. Ya da aslında senden hiç gitmemiştim.

Senin sevmediklerini de sevdim ben Diego. Neden sevmediğini anlamak için, onları… sevdim !!! Ya da sevmeye çalıştım… İçimdeki, sana dair olan öfkeyi dindirmek için yaptım belki. Öfkem dinmedi Diego.

Beni anlamadın demeyeceğim. Beni anladın. Zaten en dayanılmaz acı buydu. Sen beni anladın. Anladığın halde canımı yaktın Diego…

Benim acı çeken bir yüreğim var Diego. Seni sevmeye başladığım o günden beri, acı çeken bir yüreğim var.

Ama acı çeken yüreği var ise bir bedenin, daha hızlı çürüyor o beden.

Seni sevmeye başlayalı çok uzun zaman oldu. Küçük bir kız çocuğu idim, seni sevmeye başladığımda. Şimdi ise bedeni çürümeye başlayan yaşlı bir kadınım. Bütün bedenler çürüyor aslında Diego’m. Eskiyor bütün bedenler.

Rüyaları ya da kâbusları asla resmetmedim. Resmettiklerim benim kendi gerçeklerimdi.

Babam Guillermo Kahlo, çok ilginçti, davranışları, yürüyüşü oldukça zarifti. Sakin, çalışkan, yılmak bilmez bir adamdır.

Seni sevmeye başladığım o günden beri acı çeken bir yüreğim var. Diego Rivera ile ilgili olarak.

Hayatımda iki büyük kaza geçirdim; biri Diego’ydu ve diğerinde ise bir tren az daha beni öldürüyordu. Diego kesinlikle çok daha yıkıcıydı.

Bir gerçek varsa o da bedenime acının ilk kez o gün girmiş olduğudur. Küçük yaşta çocuk felci geçirdiği ve bir ayağının topal kalması sonucu sakatlığı ile ilgili olarak kendisine ”Tahta Bacak Frida” denildiği günler hakkında söylediği söz.

Resim hayatımı tamamladı.

Başıma gelen en iyi şey, acı çekmeye alışmaya başlamam.

Ayaklar, uçmak için kanatlarım varken sizi neden arayayım?

Acılarımı boğmaya çalıştım; ama pislikler yüzmeyi öğrendiler ve şimdi ben, bu hoş ve iyi his tarafından alt edildim.

Kendi portremi resmediyorum çünkü çoğunlukla yalnızım, çünkü en iyi tanıdığım insanım.

Çıkış yolunun güzel olacağını  ve asla geri dönmeyeceğimi umarım.

Beni anlamadın demeyeceğim. Beni anladın. Zaten en dayanılmaz acı buydu. Sen beni anladın. Anladığın halde canımı yaktın.

Ben aşkın, acının ve devrimin kadınıyım.

İçimde kırk kadın, Kırkı da yabancı. Kırkı da öteki…

Beni anlamadın demeyeceğim. Beni anladın. Zaten en dayanılmaz acı buydu. Sen beni anladın. Anladığın halde canımı yaktın.

Kendimi hem kendim için yaşayabilecek denli güçlü ve iç zenginliğine sahip hissediyorum, hem de değil bir davranışın, en ufak bir düşüncenin bile paralayabileceği kadar dayanıksızım.

Diego, gerçek, öyle büyük ki, ne konuşmak ne uyumak ne dinlemek ne sevmek istiyorum…

Kendi portremi resmediyorum çünkü çoğunlukla yalnızım, çünkü en iyi tanıdığım insanım.

”İyileşmek mi?” dedi Frida. ”Ama ben hasta değilim  ki. Kırık döküğüm. Aynı şey değil, anlıyor musunuz?”

Kendi kaprisi dışında hiçbir yasa tanımayan bir despotun yönettiği ülkemden kaçmaktaydım.

Büyüyünce, insanın kendini nasıl yalnız hissettiğini göreceksin.

İlk aşk kedi gibi sessizce yanaştı. Onun gelişini ne gördüm ne de duydum. Aşk yavaş yavaş içime yayıldı.

Her şey insandan dışarıya taşmıyor mu, kan, gözyaşı, bulutlar, hatta yaşamın ta kendisi…

İlk aşk kedi gibi sessizce yanaştı. Onun gelişini ne gördüm, ne de duydum.

Bu bitmek bilmez bir can çekişmeden ibaret olan yaşamımla ilgili olarak şunları söyleyebilirim:
Ben uçmak isteyip de uçamayan bir kuş gibiydim.

Başıma gelen en iyi şey acı çekmeye alışmaya başlamam.

Ağrıyan en belli yerim… Yüreğim olabilir. Yürek hüzün dolu… Belki beden de.

Yüreğindeki kaygı insanı çökertir fakat iyi söz yüreğini sevindirir.

Ama sevgilim, bir daha gelsem dünyaya, yine seni severdim.

Bu, bitmek bilmez bir can çekişmeden ibaret olan yaşamımla ilgili olarak şunu söyleyebilirim: Ben uçmak isteyip de uçamayan bir kuş gibiydim.

Bu farklı bir şey. Aşığım ve başka türlü davranamam…

Frida sevinçle, her dostlukda biraz da suç ortaklığı bulunduğunu öğrendi.

Gecelerim öğüt vermiyor. Gecelerim uyanık görülen bir düş gibi seni düşünüyor.

Nasıl olsa umutsuz olacaksam, hiç olmazsa üretken olmalıyım.

Bedenim birkaç sokağın ya da adi bir coğrafyanın bizi ayırdığını anlayamıyor. Bedenim, gecenin ortasında senin gölgeni görememekten dolayı acıdan çıldırıyor.

Şeyleri, yaşamı, insanları çok seviyorum. İnsanların ölmesini istemiyorum. Ölümden korkmuyorum fakat yaşamak istiyorum. Ama acıya gelince, hayır acıya dayanamıyorum.

Neden yürümek için ayaklarım olsun ki; uçmak için kanatlarım var.

Benim yolculuğumda böyle işte… Toprağın içine bir yolculuk…

Uzaklık her şeyi hayali kılıyor… Evet… Yo, hayır… Bir şey ne denli uzaklaşırsa, aynı zamanda artık yalnızca kendisine, kendi dünyasına ait olduğundan, o denli de yakınlaşıyor.

Melek yüzler, bazen büyücülük eğilimlerini saklayabilirler. Bazen de genç şeytan yüzlerinin ardında melek yürekli kişiler vardır.

Bulutların çerçeveye doğru taşmasi gerek” diye düşünüyordu. “Her şey insandan dışarıya taşmiyor mu, kan, gözyaşı, bulutlar, hatta yaşamın ta kendisi..” oturduğu yerde, büyük aynada kedisini görüyordu. “Allah kahretsin. Görüntümuz hep bize geri dönüyor.

Aşk mıydı? Bilmiyorum. Eğer aşk her şeyi kapsıyorsa, çelişkileri ve taşkınlıkları, aşırılıkları ve söylenemeyenleri, evet, o zaman buna aşk diyebiliriz. Ama aksi takdirde, hayır, aşk değildi bu.

Hayır ben gerçeküstücü değilim. Bütün bunlar, gereğinden fazla gözde gözde büyütülmüş şeyler. Oysa ben en azından bir şeyden eminim: Kendi gerçeğimi resmediyorum.

Yazgının dişleri köpekbalığınınki gibidir. Bir gecede her şeyi yitirdim. Ağlamamın, inlememin ve çığlıklarımın duvarların ötesinden duyulduğu söyleniyor.

Kötüyüm, gitgide daha da kötü olacağım ama yavaş yavaş yalnız kalmaya alışıyorum, bu bile bir şeydir. Bir avantaj, bir zaferdir.

Asıl önemli olan da atılımımızın yaşamsal olmasıydı. Saftık, henüz kirlenmemiştik.

Diego’ya bakıyordum, biricik kurbağama aşıktım. Bir soluk alıyordum.

Söz dağarcığımda da üzüntüm gibi yoksul.

Yaşam, en beklenmedik anda şaşırtıcı, güzel sürprizler hazırlar insana.Sana her dakika kehanette bulunmamanı söylüyorum sadece…

Kendi tenimden daha çok seviyorum seni.

 

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir