Tomris Uyar Sözleri

Bana göre yapılmamış benim için düzenlenmemiş bir dünyada yaşıyorum, doğru…

Değil mi ki kimse, yaşamın “inceliklerden örülmüş bir ağ” olduğuna inanmıyordu!

Bu çocukluğun var ya, hiç yitirme onu, bazıları yitirmezler. Sen öyle bir çocuğa benziyorsun. Korun.

Yaşadığım ülkede ferahlatıcı yazılar yazılabileceğine inanmıyorum.

Yani yoksulluk anlatılmaz be ablam. Yoksulluk yaşanır anca.

Kırıklar zamanında onarılmadı mı büsbütün kırılıyor, durmadan kırılıyor.

Seninle konuşmak, gergin bir ipte yürümeye benziyor artık. O kadar sertleşmişsin ki, bir rimelin akmasında bile suçlayıcı ipuçları arıyorsun.

Günlerin tam içinde yaşayamayınca, olanlara akıl erdiremeyince, bunlarla oyalanıyoruz işte, kahve pişirmek, çay demlemek..

“Unutma’ dedi ihtiyar demir kapıyı açarken, ‘Düşlerini kimseye emanet etmeyeceksin,kaptırmayacaksın!’

Yalnızlığıma katılabilirsin; yalnız soru sormayacaksın..

Bazen sessiz kalmak, Kırıldığını göstermenin en iyi yoludur.

Biri geliyor, hayatımıza bir makas atıyor; o yaşadığımız bölüm, bütünün dışına düşüyor.

.İstemeye hakkım var mı bilmem ama seni yürekten ilgilendiren şeyleri, başkalarına anlatmaktan kaçınacağın şeyleri duymak isterdim. Anlat bana.

Diyorum ki kişinin doğum tarihi pek önemli değil aslında, dünyaya gözlerini açmak daha önemli.

Sen uyuyordun, bilemezsin. Kaç sigara içiyorum üst üste, kaç eski gazete okuyorum ilânlarına kadar. Her sabah kaç bin güçlükle alışıyorum önümdeki güne, getireceklerine.

Kadınların konuşmalarında bu özellik çok ilgimi çeker. O anlaşılmaz geçişler, bağlantısız sanılan, yaşamın özüne birdenbire inen saptanmalar. Bence kadınları en ağır koşullarda bile dayanıklı kılan bu konuşma biçimidir, yere sağlam basan bu dildir.

Sevginin yalnızca bir duygu olmadığını, bilgi de gerektirdiğini kendimden biliyorum. Sevgi savurganlığım yüzünden habire su vererek çürüttüğüm kaktüsler hâlâ aklımda. Bir dostum ‘iyi ki akvaryumda balık beslemiyorsun’ demişti, ‘her halde havasız kalmalarına üzülür sudan çıkarırdın onları.

Yırtına bozula düzelecek bu dünya ama biz yetişemeyeceğiz nasılsa.

Sevilmemeyi rahatça kaldırabiliyorsun da sevilmek zor geliyor sana. Sen de bunu anlamıyorsun.

Karşınızdakilerin söylediklerinizi unutmamalarını istiyorsanız sözcükleri insan psikolojisini gözeterek sıralamalısınız. Asker ya da sivil, genel olarak insan.

Birbirimizden ne beklediğimizi bilirdik, buydu önemli olan, yeterdi. Dürtüklenmeyen, kendine dayalı bir  şey. Saatlerce konuşmazdık da oda dolu kalırdı.

Asıl terk edilenin, terk eden olduğunu anlamıyor ki kimsecikler. Terk eder görünen, neşteri ortak yaraya batırabilendir; çünkü bu güç iş ona bırakılmıştır. Yitirdiklerini, yitireceklerini, çekeceği acıları bilse de gerekeni yapmak zorundadır, daha azla uzlaşmacı değildir.

Ölmeyecek kadar yaralıyım.

yine de bilmek başkaydı, iliklerinde duymak başka.

Yaşamak, gitmek demek onun için. Yeryüzü, iki deniz arasında bir nokta demek, iki kent arasında bir istasyon.

Yüreğimde kesik bir güvercin kanat çırpıyor.

Ben güzel şeyler duymak istiyorum demedim ki, sesini duymak istiyorum o kadar.

İnsan önce renklerden başlamalı değişmeye.

Konuştukça, söylemediklerimiz birikiyor.

Ve gün boyunca bir daha karşılaşmamaya özen gösterecektik.

Bir ömre bir tek yaşamın az geldiğini bilirsiniz, bir yazarsanız.

Gece, bedeninden soyulmuş, boşalmış bir iç gömleğiydi. Herkesindi.

Bir şeyin birdenbire yerinde olmaması, ama aynı tik takın sürüp gitmesiydi ölüm.

Konuşmak da tehlikelidir. İçte biriken sözcükleri boşaltmak. Hele konuşmayı bir kere unutmuşsan.

Bana neyin daha iyi geldiğini bu kadar güvenle kestirebiliyorsan gözlerin niye yaşardı? Kovma zarafetinin bir parçası mı bu?

Son aylarda -ya da yıllarda- sürekli bir bezginlik içindeydik. Hiçbir şey eskisi gibi olamayacakmış gibi, düzelmeyecekmiş gibi, önceleri katlandığımız, sonraları boyun eğdiğimiz şu bezginlik bile aynı kalmayacakmış gibi. Konuşmalarımız da umutsuzluk üstüneydi hep. Arasıra bir çıkış yapıyorduk belki ama onun parlaklığı da kapkara gökte bir iz bırakmıyordu tabii. Sürüncemedeydik.

Herkes yararları kullanıyor. Yararlar öylece kalsalar olmaz mı? Olmuyor.

Her mektup kuraldışıdır, çünkü eksiktir,söylenmemiş kalır, deneycidir.

Ne yapayım, yoksulluktan çok korkarım. Belki hep sınırında yaşadığımızdan.

Kumarbazlığın en önemli özelliği, kazanma heyecanı, ucuza kapatma hırsına hiç benzemiyordu.

Şeytan diyor ki, çek kapıyı ya da ne bileyim evdeki bütün patlıcanları kızart gitsin, düşünme.

Yazdan kalma giysiler dolaplara kaldırılırken,yazdan kalma duygular belleğin karanlık bölmelerine yerleştiriliyor.

Size gül getirecektim Şükran Hanım ama fazla laubali olur diye düşündüm. Zaten güle gül getirilmez.

Kent, daha kendi mevsiminin rengini bulamadı…Yazdan kalan giysiler dolaplara kaldırılırken, yazdan kalma duygular belleğin karanlık bölmelerine yerleştiriliyor.

Bendeniz, bir sessiz film piyanisti gibi dışardan eşlik ettim olaylara.Hayat, büyük hesabıyla akıp giderken ben, karanlık odalarda, ince dökümlerle uğraştım. Ta gençliğimden başlayarak. Sizin gibi gençlerin bu gün iki saniyede elde edebildiği ortalamaları bulayım diye günlerce güneşe çıkmadım, çevreme karşı dalgınlaştım, sevdiklerimi görmedim, günah işledim.

Konuştukça, söyleyemediklerimiz birikiyor.

Yazarken dünyayı bir anlığına değiştirebilirken, geçmişinizi bir santim yerinden oynatamıyorsunuz.

O deniz, o iki ihtiyar, kendisi, o ikindiyi hep birlikte bir daha yaşayamayacaklar.O an’ı. Gölge kalıcı.

Belki bazı kişilikler kozasından çıkmak istemiyorlardır; o, ölüm kozası bile olsa. Kimin hakkı vardı kişiyi kozasından çıkartmaya?

Böyle yağışlı gecelerde, dışarıda sürüp giden mırıltı, içinin kargaşasını yatıştırır, onu yalnızlığından sıyırıp düşlere ya da gerçeklerin kaynaklarına sürüklerdi.

Tenekeye hanımeli ektim, toprağı az geldi. Bakalım… Çiçekleri tanımıyorum pek, adlarını bile doğru dürüst bilmiyorum. Ama açsınlar istiyorum, gözümün önünde serpilsinler, balkonu sarsınlar: o zaman tanıyabilirim ancak, tanışırız.

Eskiden günler uzundu; kararında, tutumluydu.

Kadife bir gece bu: başka türlü anlatamam sana. Sımsıkı sarıyor, yumuşacık. yalnızlığın bana, odalara, iş olsun diye boyadığım tırnaklarıma, eşyaya usulca sinişini izliyorum.

Yaz akşamlarının sessizliğine, eğrelti otlarının yabanıl kokusuna bırakmışlardı kendilerini.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir