Serkan Özel Sözleri

Neden giden sen olurken, hoşça kalan yine sen oluyordun?

Zordur çünkü gözlerinin rengini yaşlarla unutmak. Bunu giden bilmez, kalan bilir ancak. Sahi, kaç kuruş eder ki bir aşkta hiç olmak? Kaç mutluluk tablosu eskitmek gerekir siyah olduğunu unutmaya çalışmak? Ya da kaç dua gerektirir kederi kaderden saymak?

Ellerimi ovuşunu çok severdim. Ama ellerin oluşunu hiç sevmedim…

Rabb’im ayrılığı vermişse, elbette kavuşmak da var. Yaradan’dan önce hayırlısını dile, hayırsız ise kavuşmak neye yarar?

Söylesene; beni kaybedecek kadar kimi, neyi kazanmak için gidiyordun?

Demem o ki şiirin en güzeli gözlerinden okunuyor…

Sana özel bir durum değil, ben adam olmayan herkesi unutuyorum…

Çünkü biliyorum ki özünü koruyamayan insanlar ancak bir hikayede söz konusu olurlar.

Özlemek, ölüme sıra sıra giden insanların arasında sıraya kaynamak gibidir.

Gökyüzüm sende kaldı. Sen başkalarına yağdıkça ben üşüdüm. Ben üşüdükçe, sen başkalarına doğdun.

İnsan hiç, bir yalanı özler mi? Ben, özlüyorum işte gözlerini.

“Gözlerine bakmadan uyuyamam.” diyordun. Şimdi kimlerin gözlerinde uyanıyorsun?

Ne zaman gözlerin gelse aklıma, gözlerimden yaş gelir aşkın hatırına.

Oysa bu hayat sınavında aşk sorusunun cevabı bendim. Boş bıraktın ve benden geçemeden bende kaldın.

O; sona doğru yaşardı hayatı, bense ona doğru…

Severken sevilmediğimi bilmekten, bilip de sevmeye devam etmekten, yoruldum.

Çünkü sevilmeyecek birini, hiç sevmeyi bilmeyen birini çok seviyordum.

Senin için zor değildi her şeyden vazgeçip gitmek oysa benim için de kolay değildi, her şeyden vazgeçip de gideni sevmek.

Üzülme prenses belki de mutluluk seni hak edecek kadar güzel olmadığı içindir bu acılar.

Anladık zaman durmuyorsun, durmuyorsun da neden hep geçerken O’na uğruyorsun? Önce aklıma söz verdim. Dedi: “Vazgeç bu sevdadan vazgeç.” O sırada gözlerim lafımı yaşla kesti. Dedi: “Çok geç, çok geç.”

Peki ya senin, beni hatırlatacak bir şey çıkmıyor mu senin karşına? Ki ben ardından öyle çok yarım kalmışken, yarım kalan hiç mi gelmiyor aklına? Gelmiyorum değil mi?

Bana acı olduktan sonra, benden sonra kazandığın mutluluklar senin vicdanına nasıl pansuman olabilir ki?

Aşk bu gözün bir kere onu gördü mü görmen gerekenleri de görmezden geliyorsun.

Ardına bakmadan, ardında neleri bıraktığını fark edemeden, ardında kalanı hiç düşünmeden gitmeyi tercih etti.

Ve sen kendi hikayende kaldığın yeri unutmamak için ayraç olarak gözyaşlarımı kullandın.

Şimdi hatırına gelmek ve geldiğimde sende nasıl olduğumu bilmek istiyorum.

Anlayamadım. Nasıl bu kadar çok sevdiğimi anladım da, nasıl bu kadar çok seviyorum derken gittiğini anlayamadım.

Sevmeyenim! Öyle zor ki yaşanmış anıların üzerini bir ömürle kapatmaya çalışmak.

Gözlerimi hiç dinlendiremedim, seni unutmaya  çalışmaktan. Yüzümdeki gülümsemeler silindi, gözlerimdeki yaşlardan. Tükendim, tükendikçe bir seni bitiremedim.

Şimdi sen söyle sevmeyenim. Sonsuza kadar seveceğine inandırıp da, inananın sonu olup hiç sevmemiş gibi gitmek için ne yapmak lazım.

Sen sandın ki aşk; yanağımdaki damlalar oysa yüreğimde göremediğin ne okyanuslar var.

Aşk katil ve suçlunun ayrı kişiler olması demektir. O, katildir; çünkü kendinde seni öldürmüştür. Sense suçlusundur. Onu kendinden bile çok sevmişsindir.

Doğrun buydu, gitmen gerekiyordu. Çünkü sevmeyenin gitmekten başka çaresi yoktu. Benim kalmam gerekiyordu, doğrum buydu. Çünkü sevenin kalmaktan başka çaresi yoktu.

İki taraftan biri mutlaka aşık olmalı ki acı yalnız kalmasın.

Bir insanı sevmek evin ortasında ateş yakmaya benzer. Tıpkı bedeninde yüreğini tutuşturmak gibi. Eğer yürekli ise gelir söndürür, şayet yüreksiz ise seni bile içeride unutur.

Sarılmak istediklerim şimdi kocaman bir boşluk.

Dünya böyledir işte, en iyi ihtimalle yalnız kalmayı, en kötü ihtimalle ise hayatı yalnız bırakmayı öğretir.

Kalabalık bir insanım şimdi, tek başıma.

Madem o hayalleri benim üzerime yıkacaktın da, neden senin üzerine kurdurdun?

Mesela bir insan her şeyim dediği bir insanın hayatına, kendini bir hiçmiş gibi sığdırabiliyormuş.

Yüreğinin sesini bu kadar kısarsan gözlerimi duyamazsın.

Sen başkaları ile mutluluğu paylaşarak yaşamayı göze alırken her sabah yeni günün katili gözlerimdeki sensizlik oluyor.

Zaman da unutturmuyor seni hatırlatırken kendini unutturduğu kadar.

Yüzümü nereye dönsem yokluğun geçiyor gözlerimin önünden. Sırtımı nereye dayasam yokluğun.

Dinlediğim hiçbir şarkıda adın geçmiyor. Ama ben, “sen” diye eşlik ediyorum tüm sözlerine.

Belki de bir fotoğrafçının dediği gibidir hayat; gülümse.

Keşke şimdi yanımda olsaydın. Dar sokaklara tüm dünyayı sığdırırdık, el ele yürüyerek. Anıları biraz daha eskitirdik, her yeni güne her şeye rağmen hala beraberiz diyerek.

Seni uzaksın diye değil, kalbime yakınsın diye özlüyorum.

Ölümün tarifidir; yalancı bir aşk, doğrucu bir gidiş ve sahici bir yalnızlık.

Her omuz, başını yaslayacağın kadar yüksekte değildir.

Mesele, bir kadın için adam olmak değil; mesele, tüm kadınlara karşı adam olup, bir kadına ait kalabilmektir.

Rüzgarı ardına alıp yalanlara yürümek kolay, önemli olan, fırtınanın yüzüne vurduğu gerçeklerde gözünü açabilmektir.

Bazı insanlar, düştüklerinde tekrar ayağa kalkabilmek için yalnız yaşarlar.

Özlemek: Her gece gözyaşlarının işlediği cinayet ile, buna yüreğinin verdiği nefsi müdafaa cevapları arasında kalınan yalnızlığın adıdır.

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir